HELLO STRANGER!
2/25/2012
haftaya da paella?
la notte d'italia yaptık sonunda gülş, dodo ve deryik ile.. Fotoğraflar Napoli'den değil dolayısıyla, Teşvikiye'de, Trattoria Leon'dan. Tavsiye edilir.
not: o pizza biraz daha ince olmalıydı bence ve mozarella çok yoğundu, ama genel olarak güzeldi-
sonunda şuna karar verdim: zeki ve mutlu insanların hali başka. sıkılmıyorsun, şarabın bittiğini fark etmiyorsun hatta napolitan başlayan müziğin ne ara "Türkçe sözlü hafif batı müziği"ne döndüğünü de kaçırıyorsun.
not: zeka ve mutluluk önemli. diğer türlü insanlar adeta birer havuç rendesidir. Burda havuç sizsinizdir, anlatırlar rendelenirsiniz. Yüzlerce parçaya ayrılırsınız, parçaları bir araya getirince yeniden güzel turuncu bir havuç da olamazsınız. Yakalanırsanız yandınız. Burada belirtilen mutluluk hoplayıp zıplamak ve kahkahalar atmak değil, komplekssizlik ve huzur karışımlı default mutluluk. 100 metre öteden tanınır.
Neyse, türkçesözlühafifbatımüzikli "la notte di italia"mız "la ultima cena" olmasın, hatta haftaya da paella yapan, spanish guitar olan bir yer bulalım mesela. İstanbul bazen İstanbul'da yaşadığını unutmanı gerektirecek kadar boğucu bir şehir çünkü.
2/21/2012
roma mia!
- Sıkılmıştım, bir yere gitmem gerekiyordu. O yer de Roma oldu.
- İtalya'ya kalkan uçaklar için modern zaman Nuh'un Gemisi diyebiliriz. Genç yaşlı fark etmiyor, benim dışımda herkes çiftti. Umrumda değil, o ayrı. Nasılsa Roma'ya gidince en kalabalık ben olacaktım...
- İtalya'da olmak kendini opera dekorunun içinde hissetmek gibi. Resepsiyonist konuşurken her cümlesini Napolitan bir aryaya bağlayacak sandım. Orkestra çukurunu aradı gözlerim.
- Akşam Fontana di Trevi'de biriyle tanıştım. Yan taraftaki çeşmemsi oluşumdan akan sudan içersen genç kalırsın dedi. Böyle de bir inanış varmış, bilmiyordum. Aşkın canı cehenneme, genç kalmayı duyar duymaz adamın peşinde takıldım ve tabi ki içtim sudan. Nuri Alço bunu içince genç kalacaksın dese o gazozu da çekinmeden içerim. Gerçi siz benim yaptığımı yapmayın, suyun tazyiği yüzünden tüm yüzüm ve saçlarımın yarısı yıkandı o soğukta. Ama olsun. Gençlik için değer. Donarak pizzeria aradım sonra. Piazza Navona'da...
- Pizza Napoli'de de olsa giderim demek aslında yanlış, İtalyanlar iki pizza arasındaki 40 farkı tek nefeste söyleyebilirler belki ama ben söyleyemem. Tek diyeceğim Napoli pizzasının biraz daha yumuşak olması.
- Napoli dönüşümde Salvatore'nin çıkınıma zorla doldurduğu sfogliatalla frolla'ları hüpletiyordum.
- Cumartesi günü Villa Borghese'de yürürken tanımadığın birinin La Haine'den bahsetmesi güzel. "How you fall doesn't matter, it's how you land" dedi Fabrizio, belki biraz daha konuşsa aşık olurdum ama Piazza del Popolo'da karnaval coşkusuyla sinema ve aşk ekseninden çıkıp çocuklar gibi şen olma eksenine kaydım. En popüleri Venedik'te yapılanı olsa da tüm İtalya'da karnaval zamanıydı geçen hafta. Karnaval bitince de maskeli-temalı partiler başlıyormuş. Çizgi film temalı bir tanesine davet edildim ama şu an burda olduğuma göre, impossibile!
- O değil de dünyada carabinieri diye bir gerçek var. İtalya'daki -bence en afilli- polis grubu. Mesela carabineri'ye yol soruyorsun, gösteriyor. Teşekkür ediyorsun, "ben Francesco, senin adın ne" ya da "you aRRRRe beautiful" diyor . Bayılıyorum bu iletişim biçimine.
- Deniz ürünü deneyecekseniz restoranı bir bilenle seçmek gerekiyor, dünyanın her yerinde olduğu gibi! Benim gibi ıstakozun etine ulaşmak adına masada savaş çıkaranlardansanız hiç kasmayın, karşınızda kim oturuyorsa ona verin, kessin, yedirsin... Şanslı kişi Fabrizio'ydu benim masamda :)
- Roma gibi kentlerin en güzel yanı öğle içkisinin akşam içkisine karışması ve sarhoşlukların yer değiştirmesi.
- Serena, öteki Serena, Federico, Silvia ve Daniele ile buluşma anı en keyiflisiydi. Ben görmeyeli Serena ve Daniele sevgili yapmışlar, Salvatore'nin ex'i yeni sevgilisiyle gelmiş, Daniele'nin tarihçi arkadaşı ve sevgilisi, sonra başka birileri... Masada 15 kişiden fazlaydık sanırım. Daniele İngilizcesi muhteşemito! İngilitalyano. Sonra Piazza Navona ve Campo de' Fiori'de başka şeyler içmece. Şunu fark ettim, öğrencilik dönemimi özlüyorum. Ama şunu da fark ettim, artık kimse öğrenci değil. Bunu fark edince şaşırdım. Biri orkestra şefi, biri akademisyen, biri televizyoncu, diğeri doktor vs vs. Hangi çeşmenin suyunu içersem içeyim yaşlanacağım. Peki, napalım.
- Sanremo'yu da Emma diye bir kadın kazandı. İlk iki gün Roma esnafına laf anlatamadıysam sebebi bu Emma'dır işte. Hepsi Sanremo'ya kilitlenmişti. Daha da kötüsü sana da soruyorlar favorin kim diye. Uzaylı kalmamak için Nina Zilli dedim, oysa onu da sadece "50 mila" dan dolayı biliyorum ama bozuntuya vermedim. Yani en azından geçen hafta Sanremo hayati bir meseleydi. Leonardo da Vinci'yi bilmeseniz hatta Egemen Bağış usulü bir espri yapsanız kimse umursamazdı ama Emma önemliydi işte...
- İtalyan mimarlarının enteresan bir huyu var. Tuvalet genelde mutfakta. En azından gördüğüm tüm evlerde öyle ki neden yadırgadığımı anlamadıklarına bakılırsa görmediğim pek çok evde de tuvalet kapısı ve buzdolabı kapısı yan yana. Yedigen odalar, enteresan mutfak tezgahları... O coğrafyada Pantheon gibi bir yapının bulunduğunu düşününce insanın beklentisi daha yüksek oluyor tabi.
- Napoli'deki Piazza dei Martiri'deki La Feltrinelli'den -ki zincirin en büyüğüymüş sanırım- Napolitan aryalar cd'si ve birkaç şiir kitabı aldım. N'apabilirim her yerde "o sole mio" çalıyor... Ha şunu da yaptım, sokak müzisyeninin "o sole mio"suna karga sesimle eşlik etmeye kalktım. Çevreden ciddi bir alkış aldık :)
- İtalya demek geçmeyen sarhoşluk dedim ya, bir de geçmeyen ayak ağrısı demek. Sol ayağımın baş parmağına bir şeyler oldu üçüncü gün, -yara bandı filan fayda etmeyince- günlük pedle tampon yaptım iyi geldi. Yaz olsa yalınayak gezerdim, gezmiştim...
- Dün yağmurluydu, Trastevere'de Piazza di Santa Maria'da Marco ile yenen yemekten sonra Piazza di Spagna'da Serena'yla buluşup Roma'nın en eskisi -250 yıllık- Antico Greco'da kahve-tatlı molası verdik. Nazım Hikmet'in Greco'ya yolu düşmüş müydü mü bilmiyorum ama şiirlerinin düştü; Feltrinelli'de İtalyanca'sını bulunca Serena için aldım bir tane... Sanki Goethe içeri girecek gibiydi... Ama girmedi. Goethe yerine Fabrizio'yla buluştum gitmeden. Yemek-şarap-limoncello-kahve ritueli devam...
2/17/2012
çok iyi
İkea el bagajı. İşini çok iyi yapar. İtalyanlar da mahrum kalmasın kürkümden dedim, o bile sığdı.
Marc by Marc Jacobs çanta. İşini çok iyi yapar. Fotoğraf makinesi, netbook, cüzdan, telefon, şemsiye, makyaj çantası, güneş gözlüğü ve eldivenle beraber beni de taşıyabildiği gün madalya takacağım ona.
2/15/2012
siyaha özgürlük
Siyaha Özgürlük
Erdem Helvacıoğlu
10-26/02/2012
www.arter.org.tr
"resmi ve kibar bir renk olarak algılanan siyah, genellikle güce ve otoriteye işaret eder; ne var ki, Batı kültüründe olumsuz bir çağrışım yaptığı ve kederi simgelediği kabul edilen bu rengi, esrarengiz bir biçimde, korkuyla ve bilinmeyenle ilişkilendirme alışkanlığı ağır basar ve pek çokları için 'siyah' başlangıçtaki bu boşluğu temsil eder."
Erdem Helvacıoğlu
10-26/02/2012
www.arter.org.tr
"resmi ve kibar bir renk olarak algılanan siyah, genellikle güce ve otoriteye işaret eder; ne var ki, Batı kültüründe olumsuz bir çağrışım yaptığı ve kederi simgelediği kabul edilen bu rengi, esrarengiz bir biçimde, korkuyla ve bilinmeyenle ilişkilendirme alışkanlığı ağır basar ve pek çokları için 'siyah' başlangıçtaki bu boşluğu temsil eder."
2/14/2012
2/05/2012
şeytan
cumartesi gecesi içime şeytan kaçmasına sebepler:
1- kaldırımlara çarpan, kafası güzel ilk taksici
2- arnavutköy'den ortaköy'e gebze üzerinden götürmeye kalkıp bir de teşekkür bekleyen ikinci taksici -pınarla arka koltukta gülme krizine girmemiz sinirden-
3- elifle yapılan 'everything ends' temalı yazışma
4- kürt olduğumuz için herkes bizi küçümsüyor, siz de mi küçümsüyorsunuz diye yaklaşık 6318 kere soran primitif teenage ikili. (taksicilerden sonra kalan son enerji parçacıklarım da buharlaştı sayelerinde)
neyse, thank god pazar sabahı kahve+kruvasanı hala güzel ve nero'nun bahçesi güzel ve 'introduction to spring' tadındaki hava da güzel de ruhumdan şeytanı çıkarabildik...
yine mi pasta
Yemek olayındaki basiretsizliğim aslına böbürlendiğim fil hafızasımın balık hafızasına evrilişi mi? Eğer öyleyse bu ne işgüzar bir hafıza; bin yıl önce söylenmiş bir sözü unutmaz da, öğle yemeğinden sonra akşam yemeği geleceğini unutur... Hokus pokus önüne de gelmiyor ki insanın yemek. Bir hazırlık lazım. Hadi tamam karnıyarık yapmıyorum, bari tost ekmeği, kaşar peyniri stoklarıma zeval gelmesin. Geliyor. Hele boş nutella
Her seferinde hiç acıkmayacağım sanıyorum, her seferinde acıkıyorum. Çok şaşırtıcı.
Durum böyle olunca da buzdolabının tek işlevi magnet panosu olmak. Çok şık.
"Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" diyen Marie Antoinette'i en iyi ben anlayabilirim. Hep yaptığım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













